Karun, Hz. Musa'nın kavminin en zenginlerindendi. Öyle zengindi ki, hazinelerinin anahtarlarını bile kalabalık bir grup insan taşırdı. Azgın, şaşkın, kibirli ve insafsızdı. Hz. Musa'ya düşmanlıkta ileri gidiyordu. Firavun'un akıl hocası konumundaydı.
Ona, "Övünme, Allah seni de malını da bir gün yok edebilir" dense de oralı olmazdı. "Bu mal ve güç kendi imkânlarımla kazandıklarımdır" derdi. Hem imansızdı hem de kurnazdı. İnsanların çoğu onun yerinde olmak isterdi. Öyle ya, hem firavunun sırdaşı hem de dokunulmaz bir güç sahibi olmak kolay mı!
Ama bütün bunların hiçbiri Karun'a yetmedi. Bir gün Firavun'a dedi ki: "Musa'yı etkisiz hâle getirmenin yolunu biliyorum." Firavun büyük bir heyecanla, "Bana bu yolu göster" deyince, Karun, Firavun'a şöyle çirkin bir plan sundu: "Mısır'ın yoldan çıkarılmış hayat kadınlarının patronu olan bir kadın var. Bu kadın, son derece kurnaz, dilli, paragöz ve meşhur biri. Para için yapmayacağı hiçbir şey yok. Ben bu kadınla konuşup onu ikna edeceğim ve Musa ile zina yaptığını söyleteceğim. Sen de Musa'yı büyük bayram günü halkın huzuruna davet et. Kadını çıkarırız, kadın da Musa ile zina ettiği iftirasını atar, böylece Musa'yı halkın gözünde itibarsız yaparız. Senin ilahlığının önündeki en büyük engel olan Musa böylece etkisiz hâle gelmiş olur."
Bu kurnazca fikir, ilahlık iddiasındaki zavallı Firavun'un hoşuna gider. Karun, Mısır'daki bu kadınla konuşur. Ona der ki: "Bayram günü halkın huzurunda Musa ile zina ettiğini söylersen seni ağırlığınca altınla mükâfatlandırırım." Kadın, "İstersen bütün Mısır'la zina ettiğimi söyleyeyim. Bu benim mesleğim neticede. Kimden korkarım ki" der.
ZİNA İFTİRASI
Nihayet o gün gelir. Her şey kurgulanmıştır. Kadın perdenin gerisindedir. Halk platformun önünde Hz. Musa'yı beklemektedir. Hz. Musa ise Firavun'un daveti üzerine (konunun ne olduğunu bilmeden) gelir. Firavun büyük bir vakar ve ihtişamla gelen Hz. Musa'ya şöyle sorar: "Musa, senin dininde zina haram mı?" Hz. Musa tereddütsüz, "Evet haramdır" der. "Peki" der Firavun, "Zina işleyen Musa olsa da bu böyle midir?" Hz. Musa, "Evet, İmran'ın oğlu Musa da olsa bu böyledir" karşılığını verir.
Bu cevabı bekleyen Firavun, perde gerisindeki kadına seslenir: "Çık ve Musa ile zina ettiğini ilan et!" Bir anda koca meydanda büyük bir çalkantı oluşur. Öyle ya, sıradan herhangi bir insanın dahi altından kalkamayacağı bir fiil ve isnadı, bir peygamber nasıl karşılayabilir. Hz. Musa'nın o anki hâli, elbette her türlü tahminin üzerinde bir durum arz eder.
Denir ki, Hz. Musa dönüp kadına bakmaz bile. Elindeki bastonunu yukarıya doğru kaldırır ve kadına sorar: "Allah'ın adına sana soruyorum ey kadın. Seninle zina ettim mi?" Firavun, Karun, Haman ve etrafındaki peygamber düşmanları büyük bir iştahla kadının cevabına odaklanır. Halk büyük bir şaşkınlık içinde olayı anlamaya çalışmaktadır. Herhalde orada kendinden emin olan tek kişi Hz. Musa'dır. Hz. Musa'nın bu büyük sözüne, yeminine muhatap olan meşhur kadın yutkunur ve sonra bütün meydanda yankılanan şu cevabı verir. "Allah'ın adına diyorum ki ey Musa, sen elbette benimle zina etmedin. Ve sen ey Musa, gökten inen yağmur suyundan bile daha temizsin."
TUZAK BOŞA ÇIKTI
Kalabalıktan sesler yükselir. Hz. Musa'nın zinayla suçlanmasına şahit olsun diye davet edilmiş halk, hep bir ağızdan bağırır: "Musa'nın Rabb'ine iman ettik." Firavun ve Karun'un hazırladıkları tuzak Hz. Musa'ya yaramıştır. Rabbim, peygamberini tevhid düşmanlarının insafına terk etmemiştir.
Bu olaydan son derece rahatsız olan Hz. Musa, yüce Allah'tan Karun'un yere batırılarak yok olmasını ve peygamberin iffetine sataşmanın bedelini ödemesini ister. Karun hem iftiranın hem de büyüklenmenin cezasını çekecektir. Yüce Allah da yere, Musa'yı dinlemesini emreder. Hz. Musa yere emreder ve der ki: "Karun'u ve onun hazineleriyle beraber bütün avanesini yere batır." Yer, Karun'u ve etrafındakileri bir mucize olarak yere almaya başlar. Karun battıkça Hz. Musa'ya yalvarmaya başlar. Hz. Musa ise yere, "Onu içine al" der.
Karun debelendikçe batmaya devam eder. Sonra boğazına kadar batınca yeniden bağırır: "Musa beni affet." Ama Hz. Musa sınırı aşmış olan bu fitne ve kibir kumkumasına acımaz ve toprağa "Onu yut" der. Toprak, Karun'u içine alır.
ALLAH'TAN AF DİLEYİN
Denir ki Yüce Allah meleğini Hz. Musa'ya gönderir ve sorar: "Musa, Karun o kadar yalvarmasına rağmen niye onu affetmedin? Yere dur deseydin, yer onu yutmayacaktı."
Hz. Musa der ki: "Rabb'im onun bana yaptığını, kavmime büyüklendiğini biliyor. Ben onun için onu affetmedim."
Yüce Allah cevap buyurur: "Musa'ya deyin ki, Karun yere batarken bir defa pişmanlık duygusuyla bana seslenseydi, 'Ya Rabbi beni çıkar' deseydi, büyüklüğüme yemin olsun ki ben onu kurtarırdım. Onun batmasına müsaade etmezdim."
Elbette son derece ibretli ve düşündürücü bir hikâyedir bu. Kur'an-ı Kerim, Karun'un batırılmasını Kasas Suresi 75-83. ayetlerinde anlatır. Bu ayrıntı ise peygamberleri anlatan tarih kitaplarında nakledilir.
Üç ayların bu ilk gününde, Regaip Kandili'nin akabinde yüce Allah'a sığınmak isteyenler için bir yol haritası olabilir diye naklettim bu düşündürücü olayı. Tövbe ile yüce Allah'a yönelmek için hiç geç kalmadınız. Karun'a, Haman'a, Firavun'a bile kapıyı kapatmayan yüce Rabbim, esirgeyiciliğini elbette bizden de esirgemez.
***
KASAS SURESİ
"Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve (kâfirlere), 'Kesin delilinizi getirin' deriz. Onlar da gerçeğin Allah'a ait olduğunu bilirler ve (Allah'a ortak diye) uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir. Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: 'Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.'
Karun, 'Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir' dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir.) Karun, ziyneti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, 'Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir' dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, 'Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur' dediler. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, 'Vay, demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak' demeye başladılar. İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır."
(Kasas/75-83)
***
PEYGAMBERLERİN CESEDİNİN ÇÜRÜMEYECEĞİ
BİLGİSİ DOĞRU MU?
Hz. Peygamber (SAV), "Toprak peygamberlerin vücudunu yiyemez" buyurmuştur. Gerçek şehitlerin de cesedi çürümez. Bilindiği gibi Uhud Harbi'nden 46 sene sonra Uhud meydanı kazılmış ve şehitlerin cesetlerinin çürümediği görülmüştür. Peygamberler derece itibarıyla şehitlerden daha üst makamdadırlar.
Gördüğüm rüyanın gereğini
yapmak zorunda mıyım?
Rüyaların bir kısmı mesaj taşıyabilir. Ama rüyada gördüklerinizi uygulamak zorunda değilsiniz. Zira rüyalar bağlayıcı değildir.
Mezar sıkıştırması diye bir
şey var mı?
Peygamberimiz (SAV) mezara giren herkesin mezar tarafından sıkıştırılacağını haber veriyor. Mezarın mümini sıkıştırması bir annenin çocuğunu kucaklaması gibidir. İmansız bir insanı sıkıştırması ise başka türlü olacaktır. Hz. Peygamber (SAV) hiç kimsenin bu durumdan istisna tutulamayacağını bildiriyor. Ama önemli olan mezara ve ahirete hazırlıklı olmaktır.